Arıtma cihazları ve Damacana suları ne kadar güvenilir?

Prof. Dr. Reşit Özkanca, arıtma cihazlarından geçirilerek kullanılan suyun güvenirliği cihaz kalitesi ve kullanılan filtreler ile ilişkilidir.

Samsun Prof. Dr. Özkanca Her Arıtma Cihazı Güvenli Değil

Arıtma cihazlarından geçirilerek kullanılan suyun tam güvenilir olmadığını söyledi. Bazı arıtma cihazlarında kalitesiz filtre kullanılması nedeniyle bazı bakteriler çoğalabiliyor. Suda bulunan bu bakteri özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kanser, hepatit gibi hastalarda ikincil enfeksiyonlara neden olabilir.

Akuatik mikrobiyoloji alanında yaptığımız çalışmalar, damacana sular ve arıtma cihazları hakkında elde ettiğimiz bilgiler dikkat etmemiz gerektirdiğini göstermiştir. . Damacananın özellikle tüp kısmında ve pompasında mikroorganizmaların üreyebildiğini gördük.

Damacana gibi polimerik yapıya sahip olan kaplarda ve tüplerinde rahat tutunup çoğalabilirler. Son zamanlarda yapılan analizlerde damacanadaki sularda mikroorganizmaların çoğaldığı görüldü. Hijyenik şartların iyi olmaması, kötü yerlerde depolanması,ozonlama ve klorlamanın düzgün yapılmaması, ayrıca 50 derecelik su temizliği ile mikroorganizmalar ölmez bunun da yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bütün bu durumlar mikroorganizmaların üremesinde etken olur. Yapılan analizlere bakılınca insan sağlığını tehdit eden durumun olduğunu söyleyebiliriz.”

ARITMA CİHAZLARINDA DA PROBLEM VAR

“Arıtma cihazlarına karşı toplumda çok büyük bir güven söz konusu. Arıtma cihazlarının filtrelerinde özellikle ‘aktif kömür’ dediğimiz toksik kimyasalları zararlı maddeleri toplayan kısımda mikroorganizmalar tutunup orada çoğalıyor. Normal içme suyunda, klorlanmış suda mikroorganizma sayısı çok düşük olmasına rağmen, cihazdan sonra bakteri sayısının arttığını bizzat kendi çalışmalarımla da belirledim. Bazı arıtma cihazlarında daha ekonomik ve ucuz olması nedeniyle orijinal filtrenin yerine farklı filtreler kullanıldığı için, ki en son aşamada normalde antimikrobiyel etkili bir filtre oluyor ama ona rağmen bu filtrelerin içinde mikroorganizmanın çoğaldığını, pseudomonas aeruginosa bakterisinin oldukça fazla sayıda ürediğini tespit ettim. İnsanların bunu içmesi durumunda sağlık riski oluşturabilir. Su arıtma cihazlarında da insan sağlığı için tehlike büyük.”

HASTANE ENFEKSİYONUNA NEDEN OLAN BAKTERİ

Arıtma cihazlarında ve damacanalarda oluşan pseudomonas aeruginosa bakterisinin hastane enfeksiyonuna (Nozokomial) neden olan bir bakteri olup, bu bakteri sağlık riski olan, bağışıklık sistemi zayıflamış, kanser tedavisi gören, hormon tedavisi gören veya başka ağır tedaviler gören insanlarda fırsatçı patojen olarak, hastalık etkeni olarak çok ciddi problemlere neden olabilir. İkincil hastalıklar meydana gelir bu nedenle risklidir. Bunlar vücudun belli bölgelerinde tutunarak dirençli bakteri olarak insanlarda enfeksiyon hastalıkları oluşturabilir. Damacana ve arıtma cihazları kullanan vatandaşlarımıza önerim, sağlık riski olan insanların içme suyunu yine kaynatarak içmeleridir.

Son söz olarak işin çözümü, Halk Sağlığı Müdürlüklerinin damacanaların yanı sıra arıtma cihazlarıyla ilgili de analiz ve araştırma yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Prof.Dr.Reşit Özkanca

Cahillerle ilgili birkaç atasözü ve deyiş

  • Cahil adam meyve vermeyen ağaca benzer. …
  • Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür. …
  • Cahile söz anlatmaktansa, deveye hendek atlatmak iyidir.
  • Cahille arkadaş olma küstürün, cam kırığıyla kıçını silme kestirirsin.
  • Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez. …
  • Cahille bal yenmez!
Cahillikle İlgili Sözler | Cehalet ve Cahil Sözleri

“Cahiller, cesur olurlar.”
– Hz. Muhammed (SAV)

“En büyük cezaevi, cahil bir insanın kafasının içidir.”
– Montaigne

“Bilgisizlik, insanın gönül rızasıyla istediği bir talihsizliktir.”
– M. T. Cicero

Basit bir örnek,

Gözlük ve saatiniz varsa… (+18) 

(Pol Pot Pol Pot: Kamboçya’nın Hitler’i)

Pol Pot: Kamboçya'nın Hitler'i

k

Kafayı kapitalizm ile bozmuştu. Eğitim sistemine kafayı takmıştı, çünkü okullarda ‘kapitalist eğitim sistemi’ bulunuyordu ona göre. Bu yüzden öğretmenleri toplayıp kurşundan geçirmişti. Sadece öğretmenler değil gözlük ve saatiniz varsa da başınız dertteydi. Gözlüğü olanlar kitap okuyordur, düşünen insan olabilir diye gözlük takanları bile öldürttü.

Dünya genelinde kalite sıralamaları yapan kuruluşlara göre Türk Üniversiteleri son 5-6 yıldır düşüşte

İşte bu kuruluşlar ve nasıl sıralama yaptıkları:

  • Academic Ranking of World Universities (ARWU) …
  • Quacquarelli Symonds (QS) …
  • Times Higher Education (THE) …
  • Webometrics. …
  • Heeact (NTU) …
  • Leiden. …
  • Scimago. …
  • 8.University Ranking by Academic Performance (URAP)
  • Bu kuruluşların sayfalarına girildiğinde yıl yıl değişimi görebilirsiniz. Spesifik alanlar hariç genel sıralamalar olumlu görünmüyor. Bu üniversite sıralama kuruluşlarının her birinde ayrı ayrı yıllara göre değişimine bakarsanız meselenin ciddiyetini anlayabilirsiniz. Maalesef üniversite sıralamalarında İran’nın bile arkasındayız. Aslında değerlendirme kuruluşları kriterlerini yıllık değil 5 yıllık bazen 10 yıllık süreler içerinde topladıkları verilerle ölçmektedir. Bunun anlamı böyle giderse önümüzdeki yıllarda daha fazla düşüş görebiliriz. En iyi üniversitelerimizden bazılarının bile 2021 yılı sıralamalarında ilk 1000’e giremediklerini görüyoruz. Bazıları 1000+ konumuna düştü. Acilen tedbir alınması gerekiyor, aksi taktirde üniversitelerin toparlanması ve kaliteyi sağlaması yıllar sürebilir. Yerleşik değerleri ve üniversitelerin geleneklerine saygı göstermek ve üniversite özerkliği mutlaka sağlanarak kalite standartları yükseltilmelidir.
  • Prof.Dr.Reşit ÖZKANCA

Maymun Çiçeği Virüsü pandemiye sebep olabilir mi?

Maymun Çiçeği virüsü, Poxviridae ailesindeki Orthopoxvirus cinsine ait, çift iplikçikli bir DNA, hayvan virüsü ve bir türüdür. Variola, sığır çiçeği ve vaksinya virüslerini içeren insan ortopoks virüslerinden biridir. Çoğunlukla orta ve batı Afrika’da görülen ve deride kabarcık, kaşıntı, kızarıklık, gibi belirtilerin yanında yüksek ateş, lenf nodüllerinin şişmesi, üşüme gibi belirtiler gösteren ve ölüme sebebiyet verebilen maymun çiçeği hastalığı hızla yayılıyor.

Maymun çiçeği hastalığı hakkında neler biliyoruz? – DW – 22.05.2022
İngiltere'de 2 maymun çiçeği virüsü daha tespit edildi

Çiçek hastalığına neden olan variola virüsünün doğrudan atası veya doğrudan soyundan değildir. Dünya Sağlık Örgütü, BBC News’e yaptığı açıklamalarda, Maymun çiçeği virüsü vakalarının artacağı uyarısı artacağını rapor etti. WHO, vakaların görüldüğü ülkelerle işbirliği içinde virüs tespit çalışmalarını artırmayı ve salgın yönetimi konusunda yardımcı olmayı hedeflediklerini duyurdu. Örgüt semptomların 2-4 hafta arası sürdüğünü, ölüm oranının ise yüzde 3-6 arasında olduğunu aktardı. WHO Avrupa Direktörü Hans Kluge de “Yaz mevsimi yaklaşırken büyük buluşmalar, festivaller ve partiler nedeniyle yayılımın hızlanmasından endişe ediyorum” ifadelerini kullandı. WHO internet sitesinden maymun çiçeğine dair en fazla sorulan soruları ve yanıtlarını da paylaştı. Virüs ABD’de, yakın zamanda Kanada’ya seyahat etmiş bir erkekte tespit edilmişti. Avrupa’da ilk maymun çiçeği vakasının tespit edildiği İngiltere’de ise şu ana dek 9 vaka bildirildi.

Maymun çiçeği, nadir görülen bir virüs. Çiçek hastalığına benzer bir hastalığa neden oluyor. Ancak maymun çiçeği görülen kişilerde hastalık daha hafif geçiyor ve uzmanlar bu durumda bulaşma olasılığının daha düşük olduğunu söylüyor. Virüs genellikle tropik yağmur ormanlarının yakınındaki Batı Afrika ülkelerinde görülüyor. Virüsün, Batı Afrika ve Orta Afrika olmak üzere iki ana türü var.

İngiltere’de hastalığın bulaştığı iki kişi Nijerya’ya seyahat etmişti. Bu nedenle daha hafif geçen Batı Afrika virüsünü kapmış olmaları muhtemel ancak durumları henüz doğrulanmadı. Bildirilen üçüncü vaka, virüsün hastalardan bulaştığı bir sağlık çalışanıydı. Diğer dört vakanın üçü başkent Londra’da ve biri İngiltere’nin kuzeydoğusunda görüldü. Bunların birbirleriyle bilinen herhangi bir bağlantısı yok. Bu kişilerin yurt dışına seyahat etmedikleri için virüsü İngiltere’de kaptıkları düşünülüyor.

Semptomları neler?

Virüsün ilk belirtileri ateş, baş ağrısı, şişlikler, sırt ağrısı, kas ağrısı ve halsizlik. Ateş düştükten sonra, genellikle yüzde başlayan ve daha sonra vücudun diğer bölgelerine, çoğunlukla avuç içlerine ve ayak tabanlarına yayılan bir döküntü gelişebiliyor. Çok kaşıntılı olabilen döküntü değişip bir kabuk oluşturuyor ve farklı aşamalardan geçtikten sonra düşüyor. Yaraları iz bırakabiliyor. Virüs genellikle kendiliğinden geçiyor ve hastalık 14 ila 21 gün sürebiliyor.

Nasıl bulaşıyor?

Virüs, maymun çiçeğine yakalanmış başka bir kişiyle yakın temas halinde yayılabiliyor. Virüs vücuda deri sıyrıkları, solunum yolu, gözler, burun veya ağız yoluyla girebiliyor. Cinsel ilişki sırasında doğrudan temas yoluyla da bulaşabiliyor. Virüs ayrıca bulaştığı maymunlar, sıçanlar ve sincaplar gibi hayvanlar ya da yatak takımı ve giysi gibi nesnelere temas yoluyla yayılabiliyor.

Maymun çiçeği virüsü
Fotoğraf altı yazısı,Maymun çiçeği virüsü

Ne kadar tehlikeli?

Virüse yakalananlarda vakaların çoğu hafif geçiyor. Virüs bazen su çiçeğini andırıyor ve birkaç hafta içinde kendi kendine yok oluyor. Ancak bazen daha şiddetli olabiliyor. Daha önce Batı Afrika’da ölümlere neden olduğu bildirilmişti.

Salgınlar ne kadar yaygın?

Virüse ilk kez bir maymunda rastlandı. 1970’ten bu yana 10 Afrika ülkesinde salgınlar görüldü. Afrika dışındaki ilk vakalar 2003 yılında ABD’de görülen salgınla kaydedildi. Hastalık, insanlara çayır köpeklerinden geçmişti. Köpeklereyse ülkeye ithal edilen küçük memelilerle taşınmıştı. Toplam 81 vaka bildirildi ancak bu vakaların hiçbiri ölümle sonuçlanmadı.

Tedavisi var mı?

Maymun çiçeğinin tedavisi yok ancak salgınlar virüsün yayılmasının önüne geçilerek kontrol edilebiliyor. Çiçek hastalığına karşı aşılamanın maymun çiçeği hastalığını önlemede yüzde 85 etkili olduğu kanıtlanmıştı. Aşı hala bazen kullanılabiliyor.

Salgın olasılığı var mı?

İngiltere’de halk sağlığı uzmanlarına göre ulusal bir salgın riski oldukça düşük. Nottingham Üniversitesi’nden Moleküler Viroloji Profesörü Profesör Jonathan Ball, “Maymun çiçeği bulaşan bir kişiyle temasta bulunan 50 kişiden sadece birinin hastalığa yakalanması virüsün bulaşıcılığının ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor” diyor ve ekliyor: “Ülke çapında bir salgının eşiğinde olduğumuzu düşünmek yanlış olur.”

İngiltere Halk Sağlığı Ulusal Enfeksiyon Servisi (PHE) Direktör Yardımcısı Doktor Nick Phin de maymun çiçeğinin insanlar arasında kolaylıkla yayılmadığını, bu nedenle salgın riskinin çok düşük olduğunu belirtiyor.PHE, hastalarla yakın temasta bulunanları takip ediyor.

Yazının bir kısmı BBC NEW’ den alınmıştır.

Prof.Dr.Reşit ÖZKANCA

“Eski çağlara ait DNA haritası çiftçiliğin geçmişini aydınlatıyor”

Huge collection of genomes charts how hunter-gatherers turned into some of the world’s first farmers in Turkey.

A pair of ancient-DNA studies including one of the largest assemblages of ancient human genomes yet published has homed in on the identity of the hunter-gatherers who settled down.Archaeological and genetic evidence suggests that humans first took to farming in the Middle East. This transition — which also later occurred independently in other parts of the world — is known as the Neolithic revolution, and is linked to the first domestic plants and animals.

Previous ancient-genomics studies3 have hinted at complex origins for Middle Eastern farmers, involving geographically distinct groups of hunter-gatherers with varying genetic legacies.

Europe’s first farming populations descend mostly from farmers in the Anatolian peninsula, in what is now Turkey. “What happened before they started to migrate and propagate farming into Anatolia and Europe?” asks Laurent Excoffier, a population geneticist at the University of Bern.

To tackle this question, a team co-led by Excoffier sequenced the genomes of 15 hunter-gatherers and early farmers who lived in southwest Asia and Europe, along one of the main migration routes early farmers took into Europe — the Danube River. The remains came from several archaeological sites, including some of the first farming villages in western Anatolia.

The researchers generated ‘high coverage’, or high-quality, genomes — a rarity in ancient-genomics work. This allowed them to plumb the data for demographic details, such as shifts in population size, that are ordinarily outside the remit of ancient-DNA studies based on less complete genomes.

Mix and match

Excoffier’s team found that ancient Anatolian farmers descended from repeated mixing between distinct hunter-gather groups from Europe and the Middle East. These groups first split around the height of the last Ice Age, some 25,000 years ago. Modelling suggests that the western hunter-gatherer groups nearly died out, before rebounding as the climate warmed.

Once established in Anatolia, Excoffier’s team found, early farming populations moved west into Europe in a stepping-stone-like fashion, beginning around 8,000 years ago. They mixed occasionally — but not extensively — with local hunter-gatherers. “It’s really the spread of people, of farming communities, that brought farming further west,” says Excoffier. The study is published in Cell on 12 May1.

The findings chime with those of an ancient-genomics study posted on the bioRxiv preprint server on 5 May2. A team co-led by palaeogeneticist Eske Willerslev at the University of Copenhagen sequenced the genomes of 317 hunter-gatherers and early farmers from across Eurasia, the largest-yet ancient genome study from this period. That study also finds an ancient split between eastern and western hunter-gatherer groups, and traces the arrival of Anatolian farmers in Europe, beginning around 8,700 years ago in the Balkans. Willerslev declined to comment on the study before it appears in a journal.

The studies reveal finer details of the dawn of farming that had previously been painted only in broad brushstrokes and based on small numbers of genomes of relatively low coverage, says Pontus Skoglund, a palaeogeneticist at the Francis Crick Institute in London. “Both of these papers are where ancient DNA needs to be next.”

doi: https://doi.org/10.1038/d41586-022-01322-w

References

  1. Marchi, N. et al. Cell https://doi.org/10.1016/j.cell.2022.04.008 (2022)Article Google Scholar 
  2. Allentoft, M. E. et al. Preprint at bioRxiv https://doi.org/10.1101/2022.05.04.490594 (2022).
  3. Lazaridis, I. et al. Nature 536, 419–424 (2016).PubMed Article Google Scholar 

Download references